KEŞKE

30/4/2008 · Kategori: GUZEL YAZILAR

 

Keşke

Yasli adam, bir konfeksiyon magazasina ait vitrine uzun uzun baktiktan sonra, ilerideki yesillikte oynayan çocuklarin en zayifina dönerek:

* Küçüüük! ... diye seslendi. Bana biraz yardimci olur musun? Çocuk, hafta sonlarinda yaptiklari misket oyununu ilk defa kazanmis olmasina ragmen arkadaslarini birakip geldi. 7-8 yaslarindaydi ve üzerindeki elbiseler, 'tek kelimeyle' dökülüyordu. Yasli adam, çocugun saçlarini oksadiktan sonra:

* Vitrindeki elbiseyi giymeni istemistim, dedi. Bakalim üzerine uyacak mi? Çocuk, bu teklifi ilk önce saka sandi. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte magazaya girerken, ilk önce rüyâda olup olmadigini, daha sonra da simdiye kadar yeni bir elbise giyip giymedigini düsündü. Genellikle ailedeki büyük çocuga alinan veya komsular tarafindan verilen giyecekler, elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardese kalir, birkaç sene sonra da dizleri asinmis veya delinmis vaziyette kendisine yamanirdi. Ama 'her zaman hasta' dedikleri babasinin ne kadar zor para kazandigini bildiginden, bu ise bir kere bile itiraz etmemisti. simdi ise, ilk defa yeni bir elbisesi olacakti. Üstelik de bayrama üç gün kala... Çocuk, yasli adamin gösterdigi elbiseleri giydiginde, büyümüs oldugunu ilk defa farketti. Çizgili kadifeden yapilmis pantolon, bacaklarinin ne kadar uzun oldugunu ortaya koyarken, yeni ceketi de omuzlarini iyice genis göstermisti. Fakat hepsinin üzerine giydigi kaban bir baskaydi ve artik üsümeyecekti. Çocuk, biraz önce kazandigi misketleri onun cebine biraktiginda, iyice keyiflendi. Irili ufakli misketler, gayet derin olan ceplerin bir kösesinde kalmisti. Demek ki her bir cep, en az elli misket alabilirdi. Yasli adam, çocugu saga sola döndürdükten sonra, elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve is tamamlandiginda, tezgâhtara dönerek:

* Elbiseleri torunuma aliyorum, dedi. Kendisine sürpriz yapacagim için, onlari bu çocugun üzerinde denedim. Ikisinin de boyu falan ayni da... Çocuk, bir anda beyninden vurulmusa döndü ve ne diyecegini bilemedi. Ama artik büiüdügüne göre, bir sey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa baktiktan sonra, üzerindekileri yavasça çikartarak bir kenara firlattigi eskileri giydi. Adam, elbiselerin torununa uyacagindan emindi. Yaptigi hizmet için çocuga bir ciklet parasi vermek istediginde, onu yaninda göremedi. Haylaz velet, belli ki bu isten sıkılmıstı. Çocuk, arkadaslarinin yanina döndügünde, bir kenara çekilerek onlari seyretmeye koiuldu. Ve bütün israrlara ragmen oyuna katilmadi. Arkadaslari:

* Niçin oynamiyorsun? diye sordular. En güzel misketleri sen kazanmistin.

* Çocuk, inci gibi yaslar süzülen gözlerini arkadaslarindan kaçirmaya çalisirken:

* Misketlerim, bu elbiselere yakismayacak kadar güzeldi, dedi. Bu yüzden onlari, bayramlik kabanimin cebine sakladim.



****** ASLINDA HER YASTA AMA FARKLI SEKILLERDE HEP BIRILERI TARAFINDAN KANDIRILIP SONRA DA BIR KENARA FIRLATILMADIK MI? ? ISIMIZDE - ASKTA - DOSTLUKTA - ARKADASLIKTA - BELKI DE AILEMIZDE.. KIMIN UMURUNDA -BIR BASKASININ- DUYGULARI, HISSETTIKLERI VEYA KANDIRILMASI? GÖZYASLARI YA DA KALP KIRIKLIKLARI? BÜTÜN BIR ÖMÜR BOYU KALAN IZLER? ? NE YAZIKKI KÜLLIYEN HIÇ KIMSENIN... KESKE.... KESKE.... FARKLI OLABILSEYDI HERSEY. BIRAZ DAHA INSANCA, BIRAZ DAHA HASSASCA, DÜRÜSTCE VE BIRAZ DAHA YÜREKLICE...


 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

BİR RÜYAYDIN AMA ARTIK GÜNAYDIN

29/4/2008 · Kategori: GUZEL YAZILAR


Bugün yine sensizlik fırtınalarıyla boğuştu yüreğim isteksizce… Sensiz bir gün daha bitmiş, beynimi yine senli ve sensiz düşünceler yiyip bitirmişti. Saatin uyu dercesine kulağımda çınlayan tik takları etkilemiyordu beni… Sen takılmıştın aklımın ağlarına, düşündüm, zamana aldırış etmeden düşündüm…

Saat iyice ilerlemişti artık… Gecenin karanlığında daha boğucuydu bu koca şehir. Aklım hayır diyordu, vazgeç artık ondan, gülücükler saç yine etrafına… Düşündüm bir an, acaba en son ne zaman içimden gelerek kahkaha atmıştım ki… Eminim sen hayatıma girmeden önceydi!!!

Sen neydin, kimdin? Karanlığımı aydınlatan ışığımdın benim. Ama bu karanlığı kim çökertti benim hayatıma? Sen tabi ki!!! Üstüne de, karanlığımı aydınlatan ışığımsın dediğimde gülümseyerek onayladın beni marifet yaparcasına… Geç gördüm işte gülen gözlerinin ardındaki şeytanı…

Bana demiştin ya sen daha çocuksun diye, bak artık ben de büyüdüm. Anladım ki; doğum günümü sen unutsan da benim yaşım artıyor, alışverişe seni çağırmasam da eğlenebiliyorum gezerken, sen olmasan da çikolatanın tadı varmış… Sanırdım ki her şey seninle güzel, hayır işte dünya sensiz de dönüyor. Ben sensiz de yaşıyorum senle doğmadım ne de olsa…

Hadi şimdi ben isyan bayrağını çekip kovmadan çık git hayatımdan. Gelişin gibi şatafatlı olmasa da olur gidişin yeter ki git… Bu kez arkandan masumca akmayacak gözyaşlarım… Bu kez ben de gideceğim senin tam aksi yönüne aramızdaki mesafe iyice açılsın diye, umrumda bile olmayacak gidişin!!!

Upuzun bir rüyadan uyandım bu sabah… Rüya mı kabus mu bilmiyorum ya neyse işte… Sensiz yeni bir güne, yeni bir hayata merhaba! Gördüğüm en uzun ve can yakıcı rüyaydın ve sabah oldu bittin işte. İyi ki uyanmışım vakit fazla geç olmadan… Yeni günün tüm güzellikleri benim artık… Hayat ben geliyorum tüm neşemle yine cıvıl cıvıl… Ohh be iyi ki uyandım, iyi ki… Günaydın hayat günaydın!!!

netten alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

YABANCI GENERALLERE VERİLEN DERS..

19/4/2008 · Kategori: ATATURK

  Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı'nda Viyana'dadır. Generaldir. Bir otelde kalmaktadır. Birçok ecnebi generaller ve diplomatlar da bu otelde kalmaktadır. Mustafa Kemal, yemek salonuna indikçe Avusturyalı bir diplomat ailenin kendisine küçümseyerek baktığını hissediyor. Bir kolayını bulup bu aile ile tanışıyor. İlk fırsatta Mustafa Kemal'e askerlikten bahis açarak bu mesleğin bilgi ile beraber tecrübeye de ihtiyacı olduğunu söylüyorlar ve hemen arkasından da: "Türk Ordusu'nda sizin gibi genç generaller çok mudur?" diyorlar. Mustafa Kemal bunlara unutamayacakları bir ders vermek istiyor. Ve iki gün sonra aynı aileyle birlikte yemek yiyorlar. Mustafa Kemal, Avusturyalıların genç general Napolyon'a karşı kaybettikleri meşhur Olm Meydan Muharebesi'ni anlatmaya başlıyor ve sözü şöyle bitiriyor: "Evet muhterem baylar; Fransız Orduları'nı sevk ve idare eden Napolyon da Olm Meydan Muharebesi'ni kazandığı zaman çok genç bir generaldi." Avusturyalılar bundan sonra ne Mustafa Kemal ile yemek yemişler ve ne de Türk generallerinden ve tarihten konu açmışlardır. ( Niyazi Ahmet Banoğlu )

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Atatürk'e Hakaretten Sanık Köylü..!

19/4/2008 · Kategori: ATATURK

             Atatürk'e hakaretten sanık bir köylü hakkında takibat yapılıyordu. Durumu Atatürk'e arz ettiler. "Mahkemeye veriyoruz" dediler. "Size küfür etmiş." Atatürk sordu: "Ben ne yapmışım ki ona?" Evrakı tetkik edenler açıkladılar: "Gazete kâğıdı ile sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş da ondan." Atatürk bunu söyleyen bir milletvekilidir. Atatürk sormuş: "Siz hiç gazete kâğıdı ile sigara içtiniz mi?" "Hayır." "Ben Trablus'tayken içmiştim, bilirim. Pek berbat şey. Köylü bana az küfretmiş. Siz bunun için onu mahkemeye vereceğinize, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız!"
( Hilmi Yücebaş ) 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »